Socrates Dergi Websitesi Yenilendi – Bunu da Çok İyi Yapmışlar!

Socrates Dergi, yenilenen internet sitesini yayına aldı. Dergiyi ne kadar başarılı bulduğumu ve ne kadar sevdiğimi burada anlatmayacağım, bunun için başlı başına bir yazı kaleme almıştım zaten. (O yazı burada.) Yazının başlığındaki aşırı iddialı “Türkiye’ye fazla gelen platform” kalıbımın ise arkasındayım, çünkü internet siteleri ile de bunu kanıtladılar.

İçerik üretim/tüketimine merak duyan bir bilgisayar mühendisi olarak, site beni ayrıca etkiledi. Tabii ki burada tutkulu Socrates ekibine kaliteleri ile destek veren SHERPA ve güzel İzmir’den Atölye15’i de tebrik etmek gerekiyor. Ve evet, “tutku” gerçekten bu projenin her bir yanında hissediliyor.

Siteyi açtığımızda en tepede üç kelime karşılıyor bizi. OKU, İZLE, DİNLE. İnternette tükettiğimiz içerikler basitçe üçe ayrılmış. Kategorizasyon konusunda site çok ileride bir yerde. Bu kadar content arasında karmaşada kaybolabilecekken, olabildiğince sadeleştirmişler. Herhangi bir içeriğin kapağında da yine üç şey dikkatimizi çekiyor: İçeriğin türü / ilgili olduğu spor dalı / içeriği üreten(ler).

Video ve podcastler için Tür kısmında programın ismi yer alabiliyor. Tasarımsal açıdan incelerken “yahu bu kafa mı karıştırır acaba” diyordum ki program isminin yanındaki ufak simge ile bu soru işaretim de giderildi. Londra Merkez (play tuşu), Futbol yazıyor, altında da içeriğe dahil olan kişilere link veriyor. Tertemiz.

Yazılarda ise program ismi olamayacağından, üç adet alt kategori kullanılmış. Dosya, Yazı ve Röportaj. Yani, internet içerik üretiminin her alanına yayılmış bir platformun içerikleri nasıl düzenlenebilirdi, işte ancak böyle. Burada kullanıcı deneyimini göz önünde bulunduran tasarımsal kararlar alınmış, evet, ama yani sanki Socrates Dergi ekibi gelmiş de “ya burası da çok dağıldı” diyerek şirketin arşiv odasını baştan sonra düzenlemişler hissi uyandırıyor.

Bu “rafine” tasarım, üç ayrı platformun (site/dergi – Youtube – podcast) tek bir yerde search edilebilmesine olanak sağlıyor. Yani ben arama çubuğuna Socrates yazar/yorumcularından Erman Yaşar’ın ismini arattığımda yine Oku, İzle, Dinle olarak filtreleyebileceğim şekilde kendisinin içeriklerine ulaşıyorum.

Tabii ki böylesi bir filtreleme; bu içerik, kategori veya kişileri kaydetme ve takip etme imkanı sunuyor. Şu anda herhangi bir sosyal platformun olmazsa olmazı haline gelmiş olan bu iki özellik ise Socrates Dergi üyelerine özel. Yazı arşivinin tamamına erişebilmek için de elbette üye olmak gerekiyor.

The Athletic’in başını çektiği yeni nesil spor yayıncılığında üyelik norm haline gelmiş durumda. Hele ki bir spor nerd’üyseniz Socratesdergi.com gerçekten çok avantajlı. Çünkü içeriklerin altındaki etiketler nerd’ler için yaratılmış. Etiketlerdeki sporcu/takım/turnuva ismine tıklayarak onlarla ilgili içeriklere zıplayabiliyor, takibe alabiliyorsunuz.

Yani şöyle söyleyeyim, yazılara yorumlar yapılabilse, bir Forum kısmı falan olsa sosyal medya olma yolunda bir internet sitesi var elimizde. Socrates’in şu anki yapısı, -en azından derginin- gündemden uzak içerik çıkarma mottosu vs. buna ne kadar uygun bilemiyorum. Ancak bu kadar emeğin boşa gitmesini de istemiyor insan. Bu cümleyi kurma sebebim şu ki, Socrates’in hem ücretsiz hem daha kolay tüketilebilen İZLE ve DİNLE kategorilerindeki içerikleri, yine Youtube ve podcast mecralarından yayınlarına devam ediyorlar. Zaten bu tarz durumlarda genellikle platform değişiklikleri hoş karşılanmaz. O yüzden yine kanalı takip edenlerin Youtube’dan girip izleyeceğine emin gibiyim. Siteyi de spor nerd’leri veya halihazırda Socrates abonesi olan kişilerin dışında bir kitleye yaymak ve kullanımı arttırmak gerekiyor ise bir forum şart gibi geliyor bana. Ancak spor konusunda bunun ne kadar riskli olduğunu da tahmin etmek güç değil : )

Son olarak bir de banner için seçilen sporlara şaşırdığımı belirtmeliyim. Evet futbolla başlamamak tam Socrates’lik bir hareket, bisiklet eklemek de kesinlikle öyle. Bisikletin unique takipçi kitlesini ve Caner Eler’in favorilerinden olduğunu bildiğim için buna pek şaşırmadım ama ülkemizde son yılların yükselen sporu voleybolun sondaki dropdown’ın alt sıralarında kalmasına üzülmedim değil.

Bu şahsi serzenişimi de yaptıktan sonra bu projede emeği geçen herkese, Türkiye sınırları içerisinde böylesi kaliteli bir işe imza attıkları için teşekkür ediyor ve yazıyı noktalıyorum. Umarım verilen emeklerin karşılığı alınır.