SOCRATES DERGİ: Ülkenin Çok İlerisinde Bir Platform

Küçükken sporla hiç aram yoktu, ne oynar ne de izlerdim. İngilizce’de “introvert” diye tabir edilen, içe dönük bir çocuktum. Klasik bir stereotip: evden çıkmayan, bolca kitap okuyan, notları iyi olan çocuk. Türkçe’mizde tam bir karşılığı olmayan, “geek” denilen o insan işte. Bu “geek”liğin getirisi de dergi okumayı, video oyunları oynamayı ve tükettiği içerikler hakkında araştırma yapmayı sevmek oldu benim için.

Bu arada katılır mısınız bilmem, kendini kültürlü/entelektüel gören çevrelerde spora, özellikle de futbola, bir uzaklık vardır. Sabah okula gittiğinizde “Dün akşam ne oynadık be” muhabbetlerine, akşam evde otururken komşunuzdan aniden yükselen çığlığa pek anlam veremezsiniz. Futbol biraz daha barbar işidir. Ben büyürken gözlemlediğim şey buydu en azından.

Her sayfasından kültür aktığını düşündüğüm Oyungezer dergisinde ise sonbahar başlangıçlarında dikkatimi çeken bir şey vardı: futbol oyunları övgüsü. FIFA ve PES’in müthiş bir rekabeti vardı ve her sene en azından bir tanesi 10 üzerinden 9 puan alıyordu. Hatta zaman ilerledikçe şöyle bir soru ortaya çıkıyordu, “daha ne kadar iyi olabilirlerdi ki?”

O dönemde birincil hobisi video oyunları olan ben, 2012 yılında “Artık yeter” dedim. Her sene bu oyunlar yılın en iyileri arasına girebiliyorsa, gamer’lar buna saatlerini veriyorsa bir oyun nerd’ü olarak insanların bu oyunlarda ne bulduklarını öğrenmem gerekiyor.

İşte bu amaçla o yaz Pro Evolution Soccer 2012 aldım. Ve hayatım değişti.

Oyun çok eğlenceliydi. Hele ki Ana Lig modu… Bir takımın başına geçiyorsunuz. Transferleri siz yapıyorsunuz, her sene katıldığınız liglerde ayrı bir mücadele veriyorsunuz. Bu, futbolda hiç görmediğim bir noktayı görmemi sağladı. Taktik ve strateji vardı bu oyunda. Teknik direktör olarak farklı takımlara karşı farklı dizilişler kullanmam gerekiyordu. Hafta içinde Şampiyonlar Ligi maçı varsa öncesinde bazı oyuncularımı dinlendirmem gerekiyordu. Başka bir takımın başına geçtiğimde, öncekinde uyguladığım taktikler o takımın kimyasına uymayabiliyordu.

Gittiğim takıma önceki takımımda oynamaya alıştığım, “tanıdık çocuklardan” getirebiliyordum. Tarihi değiştiriyordum adeta. 2025 yılına gelindiğinde Valencia’nın dünyanın en iyi takımı olduğu bir hikaye yazabiliyordum. Farklı evrenlere ve alternatif hikayelere hayranlığı ile geek olmuş biri olarak, burada kendi alternatif evrenimi kurabiliyordum.

Oyuna gömdüğüm saatlerin en keyiflileri transfer dönemine aitti. Gelecek sezonun takımını inşa etmek, pazarlıklar yapmak ayrı bir heyecanlıydı. Bu sürecin bana ekstra bir katkısı oldu, hiç futbol maçı izlemeden oyuncular hakkında bolca bilgiye sahip oldum. Gerçekten bunu yapabileceğiniz en iyi yerlerden biri futbol oyunları. Oyuncuları çok iyi analiz edip o şekilde oyuna adapte ediyorlar. Futbolcuların yetenek puanlarının yanı sıra karakteristik özellikleri de ekleniyor oyuna, Ronaldo sol kanatta bir ayrı koşuyor mesela.

Buradan edindiğim bilgiler, futbol izlemeye yumuşak bir geçiş yapmamı sağladı. Taktik ve oyuncu bilgisi ile izleyince ayrı bir şeye dönüştü bu “barbar sporu”. Ve işte, buna da geekliğimi dahil etmeye başladım. Gördüğüm oyuncuları internetten araştırmaya, maç öncesi ve sonrası için yorum yazıları okumaya başladım.

Ve nasıl oldu inanın hatırlamıyorum, bu süreç beni bir internet sitesine yöneltti: yazihaneden.com

Burası çok farklı bir ortamdı. Futbolun yanı sıra insanların izlediğini bile düşünmediğim sporlar hakkında içerikler vardı burada. Transfer haberleri yoktu, sıradaki Galatasaray maçında sol kanatta kimin oynayacağı tartışması yoktu. Burada “hikayeler” vardı. Sporun yarattığı, insana dokunan hikayeler. Sporun kültürle, sanatla, siyasetle buluştuğu anlar hakkında yazılar vardı ve anadilimdeydi.

Sağ köşesinde de inanılmaz bir istikrarla ilerleyen “Potacast” diye bir şey vardı. Gamer yönüyle de tanıdığım Kaan Kural ile Orkun Çolakoğlu, basketbol üzerine konuşup ses kayıtlarını yayınlıyorlardı. Basketbolla futbol kadar ilgilenmediğim için pek anlam veremediğim bir şeydi; ama buna sonra tekrar geleceğiz.

Burada edindiklerim “spor geekliğimi” ekstra bir seviyeye taşıdı. Her yerinden reklam ve clickbait akan Türk futbol gazetelerinin internet sitelerinden yurt dışına taştım. Bleacher Report vardı mesela, teknik – taktik analizler yer alıyordu. The Guardian her sene dünyanın en iyi 100 oyuncusunu seçiyor, harika bir UI (arayüz) ile bunu internet sitesinde sunuyordu. Yazınsal kalitenin yüksekliği tasarıma da yansıyordu. Yazıhane’yi de aynı kaygıyı güden bir ekibin yaptığı belliydi, çünkü şöyle bir işe girişmişlerdi: Yazıhane Mutfak.

Sonra bu insanları takip ettiğimden mi, interneti işgal eden algoritmalar benim spor yazıları okumayı sevdiğimi bildiğimden mi önüme düşürdü hatırlamıyorum, bir duyuru gördüm. Yazıhane ekibinden bildiğim insanlar, Yazıhane’deki kafa yapısıyla (ecnebilerin ‘mindset’ kelimesi daha çok yakışabilir burada) bir dergi çıkarıyordu: Socrates Dergi. “Düşünen Spor Dergisi” sloganına sahip derginin ilk sayısının tanıtım videosu aslında dergiyi çok güzel özetliyor.

“Boks asla sadece boks değildir.”

Spor da asla sadece spor olmamıştı ve Yazıhane de Socrates Dergi de bu yüzden ortaya çıkmıştı zaten. 97 doğumlu olduğum için Muhammed Ali’ye yetişemeyen bana, Ali’nin ezilenler için neleri ifade ettiğini, siyahi mücadelesinde yerinin neden bu kadar önemli olduğunu Uğur Yücel’in kaleminden anlatmak için.

Evet, Uğur Yücel vardı bu derginin 1. sayısında. Şu anda ilk sayının 3. baskısı var yanımda. Özellikle sporla ilgilenmeyip buraya kadar okuyanlar varsa, ilk sayının “Katkıda Bulunanlar” kısmı derginin kültürler arası gücünü çok iyi anlatıyor. Uğur Yücel’e Doğu Yücel, Onur Ünlü, Gökhan Özoğuz, Nejat İşler, Mahir Ünsal Eriş, Gaye Su Akyol eşlik ediyor. Hatta feminist internet sitesi 5harfliler bile var. O siteden çok şey öğrenmiş biri olarak, erkek egemen bu kültüre karşı bir spor dergisinde 5harfliler için bir köşe ayrılması beni ayrı bir etkilemişti.

Sporla ilgilenenler için ise dergi ayrı bir noktada zaten. Proje kısmında Bağış Erten’in ismi var. Banu Yelkovan’la birlikte şu anki ülke spor medyasının tohumlarını attıkları “Yensen de Yenilsen de” programını ve sporun tıpkı Socrates gibi farklı noktalarına dokundukları “B Planı” programını hazırlayıp sunmuştu NTVSpor’da. O döneme NTVSpor kanalı damga vuruyordu zaten, birçok insan etrafta çıkan istatistikleri okuyor, kanal arka planda hayatın akışına eşlik ediyordu. O kanalda spor medyasını eleştiren, çekinmeden doğruları söyleyen Mehmet Demirkol vardı mesela, o da ilk sayıda kendine yer bulmuştu.

Bu arada dediğim gibi, derginin ancak 3. baskısını alabilmişim ben. “Düşünen” bir spor dergisine 3. baskıyı yaptırabilmişler. Yani bunun ne kadar büyük bir başarı olduğunu anlatacak kelime bulmakta zorlanıyorum. Nisan 2015’te bu kadar niş bir konu için dergi çıkarmak en basit tabiriyle “delilik” olmalı. İnternetin yaygınlaşmasının okuma oranlarını düşürdüğü, kağıt ve baskı masraflarının her gün arttığı bir dönemdi. Oyungezer’den farkındaydım bunun, dergiyi rafın arka sıralarından alıp önlere koymuşluğum çoktu. Bir de Socrates baskı kalitesi olarak apayrı bir seviyede. Üstünde Can Yayınlarının logosu olması -ve benim içinde kitap ayracı unutmuş olmam- boşuna değil yani, “kitap gibi” bir dergi.

İlk sayının açılış yazısının başlığı da bahsettiğim deliliği tescilliyor: “Bu Devirde Dergi Mi Çıkar?”

Çıktı ve 2021’in Temmuz ayına kadar ilerledi. Oyungezer’in sadece dijital olarak yayınlandığı, NTVSpor’un kapandığı günümüzde Socrates Dergi, dijital ve basılı olarak okunabilen dergisinin yanı sıra Almanca konuşulan ülkelere özel hazırladığı ve orijinal içeriğe sahip Socrates Magazin’i, Youtube’daki Socrates Stüdyo’su, podcast dinlenebilen her mecradaki Socrates Podcasts’i, kendi merch’ünü sattığı Socrates Dükkan’ı ve Nişantaşı’ndaki Socrates Bistro’su ile dimdik ayakta duruyor.

Yani, dergi gibi bir deli girişim ile ortaya çıkıp bu kadar farklı alana yayılabilme başarısını bence “muazzam” kelimesi bile karşılamıyor. Bu kadar farklı alanı aynı anda yönetebilirken ürettikleri içerik zaten “prime” seviyesinde. Bu ilerleyişin nasıl olduğunu anlatmadan önce bir örnek olması açısından Socrates Youtube kanalının Euro 2020 içerikleri için hazırladığı videoyu bırakıyorum buraya:

Bu yazıyı yazma fikri, bu videoyu izlediğimde ortaya çıktı. Bu insanlar, bir ay boyunca neredeyse her gün yayın yapılan bu Youtube kanalının yanı sıra bir dergi işletiyorlar. Şu anda dergi ile Youtube’un yönetimi ayrı yürütülse de şöyle düşünün, derginin yazı işleri müdürü İnan Özdemir Euro 2020 boyunca Maç Çıkışı ve Amerikan Mutfak videolarında da yer aldı.

Derginin işlemesi için Youtube’a ihtiyaç vardı aslında. Kendileri ne düşünüyor bilmiyorum ancak gözlemlediğim üzere Youtube bir zaruriyetti. Yukarılarda bahsettiğim Yazıhane Mutfak’a girdiğinizde sizi şu cümleler karşılıyor: “İnternet iktidarı güçleniyor. Daha çok video, daha çok fotoğraf, daha çok görsel bizi egemenliği altına alıyor.” İşte bu sebeple Socrates Stüdyo kuruldu.

socrates-dergi-socrates-studyo

Şu anda sayısız video içeriğe ev sahipliği yapan Socrates Stüdyo, yukarıdaki gibi başlamıştı. Kendi fenomenlerini ve lügatını yaratan Londra Merkez ile Amerikan Mutfak şu an 4. sezonlarında. Box-To-Box devam etmiyor belki ama İlhan Özgen “Sinyor Ne Diyor?” ve Emre Özcan “Tardini Büfe” ile solo video serilerine sahipler. Youtube kanalının en büyük başarısı ise bence, Socrates’in popülerliğini kat be kat arttırması değil, kendi kendini finanse edebilmesi oldu. En son baktığımda Tardini Büfe King sponsorluğunda, Londra Merkez Tiktak sponsorluğunda ilerliyordu. Euro 2020’de zaten bambaşka bir sponsorluk durumu var, Euro 2020 öncesi sponsor destekli özel serilerle başlayan yayın akışı, yukarıdaki videoda gördüğünüz her bir yayının farklı markalarca desteklenmesi ile devam etti.

Böylesine bir organizasyon tabii ki Socrates Stüdyo’nun Socrates Dergi’den ayrı bir yönetime sahip olması ile mümkün olabilirdi. Youtube kanalının doğuşu, o zaman derginin yazı işleri müdürü Onur Erdem’in Socrates Stüdyo yayın yönetmenliğine geçmesi ile oldu. Bu esnada dergi editörlerinden İnan Özdemir de boş kalan yazı işleri müdürlüğü koltuğuna geçti. Bunu nereden biliyoruz peki? Socrates Dergi’nin sahip olduğu müthiş şeffaflıktan. O dönem İcraatin İçinden videosu ile bu duyuruyu yapan dergi, benzer programlara BizBize ismiyle devam ederek Socrates bünyesindeki tüm gelişmelerden okurlarını haberdar etmiş oldu.

Bütün bu gelişmelerde Can Yayınları Yönetim Kurulu Başkanı Can Öz’ün desteğinin payı oldukça büyük. Bahsettiğim İcraatın İçinden videosunda da Can Yayınları’ndaki genel müdürlük görevini bırakarak Socrates Dergi’ye daha çok vakit ayıracağını söylüyor zaten. Aynı videoda, Socrates Stüdyo’nun aslında kendini finanse etmekten fazlasını sağladığını da öğrenmiş oluyoruz ayrıca.

Socrates Stüdyo, 2020 yılında sadece Socrates Dergi için değil tüm Türk spor medyası için önemli bir mecra haline geldi. NTVSpor’daki yayınlarında ülkenin spor medyasındaki farkını gösteren, Socrates Dergi’nin ilk sayısında da yer alan Mehmet Demirkol, Socrates Stüdyo ile exclusive bir anlaşma imzaladı. Böylesine büyük bir isimle sadece ve sadece dijitale yayın yapacak bir anlaşma yapmak Socrates’in başarıları arasındaki yeri aldı.

Demirkol’un Kaan Kural’la yaptığı Oyna Devam programı ile bence sezonun en kaliteli spor içeriğini üretmekle beraber, Demirkol’dan bir talk-show sunucusu bile yarattılar. Bilmiyorum kendisinin televizyonda benzer bir programı var mıydı ama, Bire Bir programı benim Youtube feed’ime yeni bir soluk getirmişti. Benzer bir girişimi Erman Yaşar’ın sunduğu Yok Yok programı ile de yapmışlardı ve yine gayet başarılıydı bence.

Bu tarz yönetim başarıları ile “içerik üretimi” denilen konseptin her alanına yayılmayı başardılar. Bunlardan bir tanesi de Türkiye podcast ekosisteminin en iyi işlerinden biri olan ve tıpkı Socrates Stüdyo gibi ayrı bir yönetime sahip olan Socrates Podcasts tabii ki.

Bu noktadan itibaren yazının başındaki gibi uzun bir giriş yapmak zorundayım. Çünkü podcast yayıncılığı da en az Youtube kadar zorlu bir süreç. Ve benim podcast’e duyduğum sevgi oldukça farklı.

Türkiye’de geek olmanın gerekliliklerinden biri olarak sıkı bir Geekyapar takipçisiydim. 2016 yılında, Geekyapar’ın Youtube kanalına O TARZ MI isminde bir video düştü. Görüntü yoktu, çünkü Rock FM’de Can Bonomo, İsmail Türküsev ve Can Temiz üçlüsünün yaptığı bir radyo yayınıydı bu. PES veya FIFA oynarken kendini tekrar eden spikerlerden sıkılarak arka planda dinlemeye başladığım bu yayın, birkaç sene sonra Türkiye’nin en çok dinlenen podcast yayını oldu.

O Tarz Mı’nın popülerliği ile başlayan “Türkiye’de podcast’in yaygınlaşması süreci” salgın döneminde içerik tüketiminin artması ve birçok içerik üreticisinin de podcast topuna girmesiyle iyice hızlandı. Yine de IPSOS’un araştırmasına göre ülkede podcast bilinirliği yüzde 11 seviyesinde. Dolayısıyla markaların bu alana yatırım yapma konusunda pek istekli olmadığını tahmin etmek zor değil. Bu sebeple podcast yayıncılığı da bir “delilik” konumunda.

Dergi işine de bu şekilde girişen Socrates Dergi, özellikle 2020‘de yaygınlaşan podcast işine ise Aralık 2018’de girmiş! Sonrasında Cem Pekdoğru yönetiminde Socrates Stüdyo gibi dergiden ayrışarak ilerleyen Socrates Podcasts, bazıları kendini finanse edebilen 10’dan fazla seriye sahip şu an. Hatta bilinirliği bu kadar düşük olmasına rağmen outdoor ilanları yayınlanan nadir podcastlerden olduğunu söyleyebiliriz.

Bu “deliliğin”, Socrates’in kuruluşundan beri ekipte yer alan Kaan Kural’ın Potacast’i ile birleşmesi kaçınılmazdı. Evet, yazının başlarında bahsettiğim ve seneler önce Yazıhane sitesinin bir köşesinde beni karşılayan Potacast. İki adamın herhangi bir maddi kaygı gütmeden basketbol konuştuğu bu program 10. yılına Socrates Podcasts çatısı altında girdi. Socrates Dergi, buna özel olarak dijital bir anıt yaptı: https://socratesdergi.com/potacastaniti/. Seri şu anda yayın hayatına MediaMarkt sponsorluğunda devam ediyor.

Sporu farklı yönleriyle ele alan bir oluşum olması, podcast’te de spor dışı konulara yer verilmesini sağladı. Şu anda Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz’ün Harun Tekin ile yaptığı Anormal Şartlar Altında ve Ümit Alan’la yaptığı Yeni Medya 451 isimli iki podcast yer alıyor. Bu, şu açıdan önemli: Podcast içerikleri genel olarak ikiye ayrılıyor. Bir tarafta O Tarz Mı ve Kalt’ın Podcasti gibi komedi unsurlu içerikler yer alırken bir tarafta Fularsız Entellik ve Nasıl Olunur gibi entelektüel içerikler var. İşte Can Öz’ün yaptığı bu içerikler -sporla ilgilenmeseler bile- ikinci kitlenin de ilgisini çekebilecek bir content sunuyor. Kendisinin Socrates Stüdyo tarafında yaptığı Cesur Yeni Medya serisini de ayrıca önereyim buradan.

Tüm bunların yanında, Socrates aslında bir dergi. Bütün bu mecraları birleştirerek yine ana odakları olan dergiyi çıkarmaya devam ediyorlar. Son olarak 143 sayfalık Euro 2020 özel sayısını çıkarmışlardı, ben bu yazıyı yazana kadar Tokyo 2020 Olimpiyatları özel sayısı da raflardaki yerini bulmuş olacak. Ve 24 TL’lik dergi fiyatını yüksek bulabileceklere şunu söyleyeyim, Euro 2020 sayısının yanında verilen özel illüstrasyonlu Euro 2020 fikstürü eki bile tek başına bu fiyatı hak ediyor aslında.

Ayrıca, ben yazıyı yazana kadar Socrates Dergi daha da iyi olmaya devam ediyor. MUBI iş birliğinde Benim Sinemalarım isminde yeni bir video serisine başladılar ve TAS Ramen & Sushi Bar, yeni yerinde Socrates Bistro iş birliğinde açıldı.

Ben gerçekten ülkemizde bu kadar kapsamlı olmasına rağmen iyi yönetilen bir platforma rastladığımı hatırlamıyorum. Tüm bunları spor medyasının gerginliğinden uzakta, insan haklarına saygı duyarak ve bu konuda dile getirmek istediklerini çekinmeden söyleyerek yapmak inanılmaz bir başarı. Sporun farklı açılarını göstermeyi ve sporla bu şekilde ilgilenmeyi sevdirdikleri için kendi adıma başta Can Öz, Caner Eler, İnan Özdemir, Onur Erdem ve Cem Pekdoğru olmak üzere tüm Socrates ekibine teşekkür ediyorum. Umuyorum ki spor yayıncısı olduğunuz günleri de görürüz!

Not 1: Buraya kadar okuyup da Socrates kimdir, dergiye bu isim neden konuşmuştur diye -pek sanmıyorum ama- bilmeyen varsa, Ali Murat Hamarat çok güzel anlatıyor: http://www.yazihaneden.com/2012/02/cimlerde-dogrudan-demokrasi/

Not 2: Futbolun barbar sporu olduğunu düşünmüyorum. Zaten bu kadar Socrates övme sebebim de bu derginin durumun tersini kanıtlayan bir içerik sunması.

Not 3: Yazı güzeldi ancak bize ne senin podcast dinlemenden, spora ilginin artmasından diyorsanız; bu kasıtlı bir tercihti. Socrates Dergi, sporun içerisindeki kişisel hikayeleri bana sundu, 22 kişinin peşinden koştuğu bir toptan belki de 22 ayrı hikaye çıkardı ve dolayısıyla dergiyi överken, derginin benim kişisel hikayemdeki yerini anlatarak yapmak istedim bunu.

Not 4: Bu yazıda genel olarak Socrates Dergi platformundan bahsettim. Derginin harika içeriğini zamanında Yiğitcan Erdoğan güzelce övmüştü: https://geekyapar.com/metro/sokrates-spor-degil-urettigi-sey-dusunen-olmasi/

Reklam: Tokyo 2020 Olimpiyatları’ndaki hikayeleri anlatan yazı, podcast ve videolardan oluşan kürasyonu Wiser’dan takip edebilirsiniz