SEKMELERİMDEN #1 – Tokyo 2020 Olimpiyatları & BluTV

Beni tanıyanlar bilir, internet sekmelerimle tanınırım. Mobilde olsun, PC’de olsun, tarayıcılarım sekmelerden geçilmez. Çünkü interneti çok seviyorum. Kendimi bildim bileli bunun içerisindeyim ve burada olan biten her şey ilgimi çok çekiyor. “Bunu sonra okuyayım” veya “Aa, çok ilginçmiş bunu blogda paylaşayım” diyerek ilgilendiğim her şeyi işte bu sekmelerde saklıyordum. Fakat artık bunları insanlarla paylaşmaya karar verdim. Madem bir internet sitem var, madem hosting ücreti ödüyorum, neden haftalık yazılar ile gerçek bir blogger olmayayım ki?

Öyleyse hazırsanız, her hafta, en kötü ihtimalle iki haftada bir yayınlamaya çalışacağım -ama söz de veremeyeceğim- Sekmelerinden’in ilk bölümü başlıyor. Ve evet, Netflix’ten Olimpiyatlara uzanan alakasız konular silsilesi bundan sonraki yazılarda da devam edecek!

Yazıya eşlik etmesi için Ankara’nın güzide grubu Soft Analog’un yepisyeni EP’si Arasında Dünyanın’ı da şöyle bırakıyorum.

Geek bir konuyla başlayalım: Netflix. Amerikalı şirket, 2021’in ikinci çeyreğinde eğlence sektörünün merkezi olan Kuzey Amerika’da yaklaşık yarım milyon abone kaybetmiş. Totalde Asya – Pasifik sağ olsun abone sayısını arttırabilmiş olsa da büyük bir kan kaybı yaşadığı açık. Ülkemizde de alternatifleri artmış olsa da biliyorsunuz ki şu an dünyayı kasıp kavuran bir Disney+ gerçeği var. Kaybın bundan kaynaklı olduğunu düşünsem de TechRadar’ın Covid-19’dan yaşanan ekonomik gerilemeyi ve TikTok’u dahil ettiği farklı teorileri de var.

Bu günlerde geek’liğim spora yoğunlaşmış durumda, çünkü Tokyo 2020 Olimpiyatları gerçekleşiyor! Pandemi sebebiyle bir sene ertelenerek ve seyircisiz bir şekilde gerçekleşen Olimpiyatlara Türkiye olarak -maşallah diyelim- 108 sporcu ile katılıyoruz. Fakat ülkemizin yaptıklarına gelmeden daha genel olaylara bir bakalım.

Son dönemde uluslararası bir futbol maçı izlediyseniz, ki Euro 2020 sağ olsun birçok kişinin gözüne çarpmıştır yeşil bir saha, maç başlamadan önce futbolcuların ırkçılığa karşı diz çöktüğünü görmüşsünüzdür. Irkçılığın büyük bir sorun olduğu ABD’de, bir Amerikan futbolu maçı ile başlayan bu protesto, tüm dünyaya yayılmıştı. Fakat birlik beraberliği savunan, meşalesini Haitili bir baba ve Japon bir annenin ABD’de büyüyen çocukları Naomi Osaka’nın yaktığı Olimpiyatlarda IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), diz çökme sekanslarının görüntülenmesini yasakladı. Karar sonradan değiştirildi, peki neden? Bunun sebebini ve Olimpiyatların tarihindeki diğer protestoları spor spikeri ve podcaster Nihan Cabbaroğlu, Aposto’ya yazmış.

Naomi Osaka

Bu arada tenis oyuncusu Naomi Osaka, ilginç bir figür. Caner Eler’in dediği gibi “yeni neslin yıldızı”. Siyahi bir Japonyalı’dan bahsediyoruz. Tanık olduğu, içinde yetiştiği kültürlerin zenginliği bir yana, mental sağlık gibi Z neslinin oldukça önemsediği konularda çıkışları da oluyor (kendisi de 97 Ekim doğumlu zaten). Ruh sağlığı konusunda açıkça konuşabilen Osaka, sağlığını korumak için Fransız Açık’tan çekilmişti bu sene. İyice endüstriyelleşen ve oyuncuların makineleştiği günümüz sporunda, sporcuların da insan olduğunu böyle anlarda farkına varıyoruz. Hatırlayın, Christian Eriksen kalp krizi geçirmişti Euro 2020’de.

Bu sene bir de Mülteci Takımı dikkatimi çekti Olimpiyatlarda (2016 Rio’ya da katılmışlar aslında). Takım’dan ilgimi en çok çeken hikaye ise yüzücü Yusra Mardini’ninki oldu. Suriye’den Türkiye’ye gelen Yusra, Yunanistan’a botla geçerlerken bot su almaya başlamış ve motor bozulmuş. Yusra, kardeşi Sara ve yüzme bilen iki diğer göçmen ile Midilli Adası’na varana kadar 3 saati aşkın süre botu ittirmişler. Bu şekilde Midilli’ye varan Yusra’nın hikayesinin tamamını Alan Savunması’ndan okuyabilirsiniz.

Gelelim ırmağının akışına öldüğümüz Türkiye’ye. Milletçe bayıldığımız erkek futbolunun Euro 2020’deki hezimetinden sonra gerçekten inanılmaz başarılar elde ediyoruz Olimpiyatlarda. Ben bu yazıyı yazarken tekvandodan gelen 2 madalyamız vardı (Hatice Kübra İlgün, Hakan Reçber), birkaç tane de şanlı dördüncülüğümüz. Bu dördüncülükler de bu branşların başarısı ve devamlılığı açısından çok önemli bence. Yanılmıyorsam atıcılıkta ilk kez finale kaldık (Ömer Akgün) Olimpiyatlarda ve madalyayı son anda kaçırdık mesela. Umarım ki tek seferlik bir başarı olarak kalmaz bu.

4 sporcu ile katıldığımız erkekler artistik cimnastikte dördü de finale kaldı. 3 farklı alette 4 sporcumuzu izlemenin yanı sıra genel tasnif diye çevrilen all-around bireysel finallerinde ise 2 sporcumuzu (Adem Asil, Ahmet Önder) izleyebileceğiz (evet, Olimpiyatlar insanın spor lügatını da çok geliştiriyor). Yüzmede ise beklentimizin yüksek olduğu Emre Sakçı, finallere kalmaya başaramadı. Fakat yüzme gibi bir sporda böylesine bir sporcuya sahip olmamız büyük şans, kendisini kesinlikle tanımalısınız, Sinan Güler’le yaptığı podcasti harikaydı. Harika bir mentaliteye sahip ki pandemide bir yüzücünün ne kadar zorlandığını tahmin bile edemem. İnsanlar evlerde, şanslıysalar bahçelerindeki şişme havuzlarda çalıştılar.

Emre Sakçı’dan 2020-21 sezonunun en iyi spor programı Oyna Devam’da 3 kez bahsedilmiş ve her seferinde Mehmet Demirkol’un dikkat çektiği bir şey var. Ülkemiz bu Olimpiyat’ta halter, tekvando, güreş gibi halihazırda bir kültüre sahip olduğu sporların yanı sıra cimnastik, yüzme ve okçulukta da iddialı (okçulukta Mete Gazoz ve Yasemin Anagöz’den oluşan takımımız 4. oldu) ve bu gerçekten inanılmaz bir şey.

Daha inanılmaz olan ise, Filenin Sultanları’nın son Olimpiyat şampiyonu Çin’i sahadan silmesi oldu. Gerçekten mükemmel bir maçtı, Vestel’in Biz Voleybol Ülkesiyiz sloganının hakkı verildi. Eda Erdem Dündar, Ebrar Karakurt, Hande Baladın gibilerinin isimlerini yıllar sonra Neslihan Demir, Özge – Gözde Kırdar ve Bahar Toksoy Guidetti gibi hatırlayacağız kesinlikle.

Voleybol takımımız baya da zorlu bir yoldan gelmiş bu turnuvaya. Maçtan sonra bunu araştırdım, çok enteresan bu seçim işleri. Futboldaki “eleme turnuvası yapılır, kazananlar esas turnuvaya gider” mantığı genelde diğer sporlarda olmuyor (hele ki basketboldaki wildcard’ı hiç anlayamıyorum). Neyse, ilk olarak bir eleme turnuvası düzenlenmiş 2019’da. Dünya sıralamasındaki en iyi 24 takımın katıldığı turnuvada, ilk 6’ya olimpiyat bileti verilmiş. Burada da Çin ve Almanya ile aynı gruptaymışız, sadece Çin’e yenilmişiz.

Sonra ise Avrupa’dan olimpiyat bileti almayan 8 takımın katıldığı bir turnuva düzenlenmiş. Ocak ayında düzenlenen ve bizim asıl eleme olarak bildiğimiz, finalde Almanya’yı yendiğimiz turnuva bu. Efsane Polonya maçı da bu turnuvanın yarı finaliydi.

Tabii Çin galibiyetine rağmen gevşememek gerekiyor, sonuçta A Milli Futbol Takımı’mız da Avrupa Şampiyonası’na son Dünya Şampiyonu’nu mağlup ederek gitmişti.

Voleybol gibi istikrarlı bir başarımız olan başka takım sporu yok bu arada. En yakın basketbol var buna. En son Dünya ikincisi olduğumuzda zaten bir aydınlanma yaşamıştım, Türkiye neden futbola kilitleniyordu ki? Belki de başka sporlarda aramalıydık başarıyı, belki de biz voleybol ülkesiydik aslında?

Voleybol ülkesi de kolay olunmuyor. Bu daldaki başarımız ve istikrarımız nereden geliyor diyorsanız, Giovanni Guidetti’nin bir lisenin spor salonunda takım çalıştırdığı günlere giden şu röportajı okuyabilirsiniz: https://www.socratesdergi.com/aile/

Müsabakalardan yeterince bahsettik, peki bunu nereden seyrediyoruz? TRT Spor ve TRT Spor Yıldız’ın yanı sıra BluTV’den. BluTV olayı şöyle gerçekleşiyor, Olimpiyatlar’ın globaldeki yayın hakkı Discovery’de. Discovery ile BluTV ortaklığı sayesinde, Eurosport kanalları BluTV’den izlenebiliyor. Buna Türkçe yayın yapan ve başka platformlardan da erişilebilen Eurosport 1 ve 2’nin yanı sıra sadece BluTV’den erişilebilen 7 İngilizce kanal da dahil. Evet, kağıt üzerinde bir sporsever için harika gözükse de bu durum, S Sport kanallarının BluTV’den çıkarıldığı haberini aldım.

Bu, bence Digiturk – S Sport krizi kadar büyük bir sorun.

S Sport, 2016’da TRT ile olimpiyat yayını konusunda son güne kadar anlaşamayan Saran Holding’in sahip olduğu bir spor kanalı. S Sport, ikinci kanalı S Sport 2 ile birlikte NBA ve Formula 1’in yanı sıra İngiltere Premier Ligi’nin de yayın haklarına sahipti. Geçtiğimiz sene -sanıyorum ki yaz dönemi öncesi- S Sport’u bünyesinde bulunduran Digiturk, “Premier Lig yayını” vaadiyle birçok üye edindi. Ancak daha sonrasında S Sport bu platformdan çekildi ve insanlar ödedikleri paralar ile ortada kaldı.

Benzer bir durum BluTV’de yaşanıyor. BluTV, yıllık üyeliğini ayda 10 TL’ye denk gelecek uygun bir fiyata çekmişti (ben de Ocak ayından beri üyesiyim). Bu yıllık üyeliği, S Sport’la anlaşarak (ki bence böyle bir kanalı Tivibu, DSmart gibi eve yönelik sistemlerin yanı sıra dijitale getirmek büyük başarı) tekrar duyurdular ve insanlar üye oldu.

Ben güzel bir Premier Lig sezonunu geride bıraktım, BluTV içeriklerinden de memnunum ancak sıkı sporseverler bu ayın başında Formula 1 izlemek isterlerken kanalın sessiz sedasız platformdan kaldırıldığını gördüler! Yani gerçekten Saran Grup’un bu anlaşmazlıkları çok enteresan. Bilemiyorum tabii burada durum BluTV’den mi kaynaklı, ama birkaç aylık bir anlaşma yapmak da mantıksız geliyor bana. Ve hani BluTV sosyal medyasında maç takvimlerini falan duyuruyordu özel tasarımlar ile. O kadar iç içe görünüyordu iki platform.

Ayrıca Saran Grup, Şampiyonlar Ligi’nin 3 yıl boyunca Exxen’de olacağını duyurdu. Direkt olarak S Sport yerine Exxen isminin geçmesi, Acun herkese seve seve Exxen aldıracak demek oluyor bence. Aynı zamanda S Sport’un yine çeşitli platform değiştirmeceler yapabileceği anlamına geliyor. Bu kadar büyük platformların böyle ani kopmalar yaşanabilecek anlaşmalar yapmaları da fazlasıyla enteresan geliyor bana diyerek bu haftaki eyyorlamamı bir Youtube kanalı önerisi ile sonlandırıyorum.

Instagram’da çok sevdiğim ve Almanya ile Türkiye’deki fiyatların karşılaştırmasını yapan Mukayese, Youtube’a gelmiş. Artık daha büyük mukayeseler yapma peşindeler. Ben bu hafta gördüm, bir göz atınız derim.