Clubhouse Furyası

Son günlerde oldukça ses getiren bir sosyal medya uygulaması var: Clubhouse. App şu anda sadece iOS platformu için yayında. Dolayısıyla bir Android kullanıcısı olarak, Clubhouse kullanamadım. Ancak çok iyi bir Twitter kullanıcısıyım ve Clubhouse kullanmış kadar oldum diyebilirim. Bu yazıda da uygulamayı hiç kullanmamış birinin gözünden bu Clubhouse çılgınlığını gözlemleyeceksiniz. Daha doğrusu çılgınlığın sebeplerini yorumladığım bir yazı olacak ama önce bu sosyal ağ nedir, ne işe yarar ona bakalım.

Wikipedia’daki tanımına göre Clubhouse sadece davetle giriş yapılabilen, sesli sohbet odaklı bir sosyal ağ uygulaması. Sosyal medya/internet gündemini ve buradaki gelişmeleri takip etmeyi seven biri olarak, app’in bu inanılmaz yükselişi dikkatimi çekmişti ve aslında bunun sebebini Wiki’deki 3 ifade çok güzel açıklıyor.

Audio-chat, uygulamanın asıl olayı. Çeşitli odalar var ve odalara girip orada sohbet eden insanları dinleyebiliyorsunuz. Hatta oda kurucuları el kaldıranlardan istediklerini seçip sohbete dahil edebiliyor. Bu sebeple “dahil olunabilen” podcast diye tanımlayanlar var app’i. Podcast’te sohbete eşlik edemiyorsunuz, ama Clubhouse size bu şansı tanıyor.

Bence 2020’de podcastin ülkemizde zirvesini yaşamış olması Clubhouse’u popülerleştiren etmenlerden. (App’in kemik kitlesi de podcast kitlesinden, ama buna sonra geleceğiz.) “Audio” gerçekten yükselişte ve Socrates Podcasts, Deezer Originals, Storytel derken esas patlamasını Clubhouse’ta yaptı.

Sadece “ses” değil, “sohbet”e olan özlem de yükselişte. Bu da bizi social networking kısmına getiriyor. Nisan 2020’de çıkış yapan uygulamanın “COVID-19 pandemisinin ilk aylarında” popülerlik kazandığı belirtiliyor Wiki’de. Şu anda da ülkece ikinci karantinada olduğumuzu düşünürsek, sosyalleşme ihtiyacını da buraya aktardı Clubhouse. Ve bunu yattığınız yerden ve sadece telefonunuzla yapma kolaylığını sunması, app’e olan bağlılığı arttırıyor.

Fakat bence asıl bağlılığı – hatta bağımlılığı invitation-only ibaresi getiriyor. Uygulamaya giriş yapabilmeniz için “sosyal ağınızdan” birinin daveti ile katılmanız gerekiyor. Genelde uygulamaların beta dönemlerinde denediği bu yöntemin Nisan’dan beri devam ediyor oluşu enteresan. Ancak içerideki kalitenin belli bir seviyede tutulmasını da buna borçlular gibi duruyor. İnsanlar sosyal ağlarından bağlantılar app’e giriş yaptıysa gerilerinde kalmak istemiyor, adeta sadece davetlilerin girebileceği bir parti havası yaratılmış durumda ve bu partinin tekrarının olmaması FOMO’yu inanılmaz tetikliyor.

FOMO (Fear of Missing Out), dijital çağımızın hastalıklarından. Bir şeyleri kaçırmak istemiyoruz, elimiz sürekli telefona gidiyor. Netflix’e çıkan Bir Başkadır, Netflix yok olana kadar orada izlenmeyi bekliyor olsa da tartışmalarına katılabilmek için çıktığı gün izleyiveriyoruz. İşte sadece davetlilerin girdiği, tekrarı olmayan ve Twitter’da “dünkü Clubhouse bilmem ne odasındaki sohbet çok iyiydi” şeklinde yansımaları olan bu partiyi kimse kaçırmak istemediği için uykularından feragat ediyor.

Social networking demişken, uygulamanın daha çok “girişimci, yazılımcı, reklamcı” çevrelerde kullanıldığını belirtmek lazım. Aslında uygulama hayatımıza girerken hissettirdi nasıl bir kitlece kullanılacağını. Facebook‘un 65 yaş üstüne, Tiktok‘un Z nesli gençlerine ait olması gibi, Clubhouse’ta da bir “beyaz yakalı” birlikteliği var. Zaten podcast mecrasını en çok tüketenler de onlar. Bu kesimin uzun süredir yüz yüze etkinlik yapamamaktan gelen konferans özlemini de Clubhouse’ta giderdiğini belirtmek gerek.

Clubhouse, yine daha çok bahsettiğim çevrelerce kullanılan Medium.com‘u hatırlattı bana. Twitter kurucusu tarafından “140 karakteri aşan hikayeleri” paylaşmak amacıyla kurulan Medium.com, sade arayüzü ile dikkat çekiyordu. Başlarda heyecan verici olan bu site, sonra daha çok yazılım – kişisel gelişim – girişimcilik üzerine yayın oluşturan kişiler dışına genişletemedi kitlesini. Bu kitlenin Twitter’da yoğunluğu olsa da, Twitter çok daha büyük kitlelere açabilmişti kapısını. Medium onu yapamadı, (ki aslında yapmak istemediğini UI/UX tasarımından bile anlayabiliyordunuz, tıpkı Clubhouse gibi) dolayısıyla Premium içeriklerin ücret karşılığında okunabildiği bir sisteme geçti.

“Geleceğin sosyal ağı” olarak tanımlanan Clubhouse’un kendi geleceğine dair endişem bu. İçerik enflasyonunun tavan yaptığı günlerde, karantina bittiği zaman da insanların burada üretim ve tüketim yapmaya vakitleri kalacak mı? Bu sistem, Clubhouse’un ekonomik sürdürülebilirliğini sağlayacak mı? Yoksa Medium gibi Premium sisteme girecek ve sosyoekonomik seviyesi yüksek olan kitlesinin ücret ödemesini mi sağlayacak? Hatta ve hatta kitlesinin konferanslar için kullandığı yeni sistem mi olacak? İşte buna hep birlikte tanıklık edeceğiz.

Yazıyı sevdiyseniz, podcaste de bekleriz: