BoJack Horseman İncelemesi

“BoJack Horseman harika bir dizi. BoJack Horseman harika bir dizi. BoJack Horseman harika bir dizi. BoJack Horseman harika bir dizi. BoJack Horseman harika bir dizi. BoJack Horseman harika bir dizi. BoJack Horseman harika bir dizi. BoJack Horseman harika bir dizi. BoJack Horseman harika bir dizi.”

BoJack Horseman’da şahsen favori karakterim olan Diane Nguyen’in kitap yazmak için bilgisayar başına oturup tüm gün sayfalarca “Berbat bir insanım.” cümlesini yazdığını gördüğümüz andaki gibi hissediyorum. Az önce bitirdiğim dizinin ne kadar harika olduğunu kelimelere dökmek istiyorum ancak altı sezonu şöyle bir düşündüğümde, nutkum tutulmuşçasına aynı cümleleri tekrar ederken buldum kendimi.

Bu yazı aslen Mayıs 2020’de farklievren.com adresinde yayınlanmıştır.

BoJack Horseman, adapte olması zor bir çizgi dizi. Belki de ilk izlediğinizde odaklanamayıp Netflix’in sıradaki önerisine geçivereceksiniz. Ancak bir kez adapte oldunuz mu ekrandaki çizgileri görmediğiniz bir seviyeye geleceğinizi garanti edebilirim, hem de insan – hayvan karışımı canlıların bulunduğu bir dünya olmasına rağmen.

Baş kahramanın at olduğu, hayvanların konuşabildiği ve dolayısıyla animasyon olduğu için hafife alınabilecek bir dizi var karşımızda. Eğlenceli bir seyirlik sunuyor, komedi unsurları fazla. Fakat işin özü şu ki, dizinin unutulmaz olmasının sebebi drama türünün ağırlığı. Hayvanlar üzerinden bu kadar insani bir hikaye nasıl anlatılmış, bunu anlatma fikri bir insanın zihninde nasıl oluşmuş olabilir hala aklım almıyor. Başını Raphael Bob-Walksberg’in çektiği bir grup insan toplanmış ve demiş ki, hayvanların insani özelliklere sahip olduğu ve insanlarla birlikte yaşadığı bir dünya inşa edelim. Burada Los Angeles’ta 90’lı yıllardaki popüler TV dizisinden kalan serveti ve alkolizmiyle yaşayan bir ata odaklanalım. Onun hayatını anlatırken izleyicilerin bu hayvanlarla empati kurmasını sağlayalım; madde bağımlılığı, ikili ilişkiler, çocukluk travmaları, cinsiyetçilik, ırkçılık gibi konularda düşündürelim; eğlence sektöründen medyaya, politikadan cinsel suçlara kadar geniş bir yelpazeye dokundurma yapmadığımız bir bölüm bırakmayalım.

Ve bu tutmuş.

Bir noktada şunu dediğimi hatırlıyorum. “Ya, normal insani hikayeleri hayvanlara uyarladıkları için bu kadar etkileniyor olmalıyım.” Hayır, BoJack sırtını asla tamamen buna yaslamıyor. Karakterler çok sağlam tasarlanmış ve diyaloglar oldukça başarılı yazılmış. Tüm bu başarı, seri boyunca karakterlerin birbirleri ile yaşadıkları ve geçmişlerinden öğrendiklerimiz ile birleştikçe katlanarak artıyor. Bunun sonucunda The Old Sugarman bölümünü izlerken BoJack’in geçmişiyle yüzleşmesi ve yalnızlıkla mücadelesi yutkunmanıza sebep oluyor ve o sineğin neden uçmadığını öğrendiğinizde etkileniyorsunuz. Tamam son kısımda hayvanlara adaptasyonun da etkisini kabul edebilirim : )

Bu sürekli bahsettiğim empatinin başını tabii ki BoJack çekiyor. Kendisi depresyondan muzdarip ve sürekli çevresine zarar veren bir alkolik olsa da, dizi onu anlamamızı sağlıyor. Sonuçta onun da ebeveynlerinden gördükleri üzerine travmaları ve ne kadar pişman olsa da sonucuna katlanmak zorunda olacağı tonla hatası var. Tıpkı birçoğumuz gibi. E mesela, ne kadar sinir olup ayıplasak da Escape From LA bölümünü nefesimizi tutarak izlememizi de bu sağlamıyor mu zaten?

Yan karakterlerin de BoJack’ten aşağı kalır yanı yok. Hayattaki başarısızlıkta değil de, karakter yaratımından bahsediyorum. Princess Carolyn, oyuncu menajeri bir kedi ve işine tutkuyla bağlı. Diane Nguyen, idealist bir yazar ve oldukça feminist. BoJack Horseman da en feminist karakterini Onedio/Buzzfeed tarzı bir sitede işe sokabildiği için muazzam bir dizi zaten. Dizinin en sempatik ve neşeli karakteri ise Mr. Peanutbutter. Sürekli dili dışarıda dolaşan sarı bir labrador kendisi ve BoJack’in aşırı karanlık içsel dünyasını izlerken, dünyada optimist insanların olduğunu da gösteriyor bize. En enteresan karakteri ise sona bıraktım: Todd Chavez.

Seri boyunca en absürd durumlara girecek olan Todd, bir partiden itibaren BoJack’in yanında yaşamaya başlayan, beresini ve parmak arası terliklerini asla çıkarmayan bir genç. Tüm gerçekçiliğin yanında barınmayı başarması ise dizisinin tarzı sayesinde. Animasyon olması dizinin absürdlüğü kaldırmasına fazlasıyla yardımcı oluyor. Bir karakter fazla dozdan ölümle yüz yüze gelmişken paralelinde Todd patlamış mısır taşıyan bir drone ile günlerce gökyüzünde mahsur kalabiliyor. Açıkçası Princess Carolyn’in çocuk-adam sevgilisi ve Todd’un seks robotu dışında bu absürdlüğün rahatsızlık verdiğini düşünmüyorum. İki olay da eş değer saçmalıkta ve gereğinden uzun sürüyor. Yine de Todd’un seks robotu hikayesi, yanlış anlaşılmalardan oluşan cinsel tacizlerin ne kadar büyüdüğüne ve gerçekten ciddi cinsel saldırıların nasıl kolaylıkla üzerinin kapatılabildiğine dair bir şeyler söylediği için biraz daha anlaşılabilir halde.

Benim bile yazdıktan sonra üç kere okuduğum şu son cümle, BoJack Horseman’a olan hayranlığımı anlatan şey aslında. Biri kedi biri fare olan bir çift üzerinden ırkçılığa dair bir şey söyleniyor, tavuk kovası reklamında gerçekten bir tavuk çıkıp gri ahlaki alanlardan bahsediyor. Medyanın dünyayı ne derece etkilediğinin gösterilmediği bölüm yok denecek kadar azdır zaten. Bütün absürdlüğün arasında çıkagelen böyle anlar, aşırı zekice bir iş izlediğimizi hatırlatıyor hep. BoJack’in yaşadıkları, geçmişinde olanlar, arkadaşlarının hayatları; bunlar yeterince sürükleyici iken yapılan bir politik gönderme veya bir hayvan şakası ile hikayeye ince detaylar işleniyor.

İnsanilikten çok bahsettim ama dediğim gibi ara ara unutsak da hayvanlarla birlikte yaşadığımız bir çizgi film bu. Dolayısıyla bir anda duvardan bukalemun belirebiliyor, fil muhabir mikrofonu hortumunda tutabiliyor, paparazilik mesleğinde en başarılılar kuşlar oluyor veya köpek araba sürerken kafasını camdan dışarı çıkabiliyor. En kaliteli gülümsetmeleri de bu sayede oluyor BoJack Horseman’ın.

İnceleme boyunca iki bölümün spesifik olarak ismini vermemin sebebiyse dizinin vurucu bölümler çıkarmaktaki ustalığından geliyor. Farklılıktan korkmayıp rutinlerinin dışında çıktıkları anlarda çok iyi işler çıkarabiliyorlar. Tamamı BoJack’in monologundan oluşan Free Churros ve tamamı su altı şehrinde diyalogsuz geçen Fish Out Of Water bölümleri bunun en iyi örnekleri. Free Churros için altı sezon boyunca BoJack’i seslendiren Will Arnett’ı da ayrıca alkışlamak gerekiyor. Zaten seslendirme kadrosu yıldızlar geçidi. Arnett’a Amy Sedaris, Alison Brie, Paul F. Tompkins ve Aaron Paul eşlik ediyor. Diyalogları ve karakterleri övdüğümüz dizi, muhteşem olmak için eksik halkayı da bu sesler ile tamamlamış oluyor.

Kadı kızında da kusur olur deyip son sezonun biraz zayıf kaldığından bahsetmemek olmaz. İlk beş sezonun tempo ve eğlencesinin gerisinde kalsa da özellikle son üç bölüm ile toparlayıp külliyata güzel bir final getirmiş oldular.

Henüz izlemediyseniz BoJack’e derhal başlayın, izlediyseniz yaratıcısının yeni dizisi Undone köşede sessizce sizi bekliyor. Bense hala nutkum tutulmuş hissediyorum, çünkü biliyorum ki diziyi burada verdiğim örneklerden katbekat iyi anlatacak tonla sekans vardı içerisinde. E o zaman yapacak bir şey yok, tekrar izlemek gerekecek…

Yazıyı sevdiyseniz, podcaste de bekleriz: