BluTV Çıplak İncelemesi – İlk 4 Bölüm

Çıplak, BluTV’de ilk 4 bölümünü izlediğimiz bir mini dizi. Can Evrenol’un yönettiği ve Merve Göntem’le birlikte yazdığı dizi, toplamda 8 bölümden oluşuyor. Şimdi malumunuz, artık dizi ve filmleri tanıtımlarından bağımsız değerlendirmek, bu şekilde bir beklenti oluşturmak çok zor. İzlerken aldığımız tadı bile bu etkiliyor.

Bu yazı aslen Haziran 2020’de farklievren.com adresinde yayınlanmıştır.

Örneğin Biz Böyleyiz’e 8 puan vermemin sebebi tamamen bu. “Sımsıcak bir dostluk hikayesi” olduğu gelişinden belliydi. Bu çerçevede, iyi sinematografi ve müziklerle harmanlanınca benden 8 puanı kaptı. Peki Çıplak nasıl geliyor? “Tamamı Iphone’la çekilen ilk dizi” ve “cesur bir kadın hikayesi” gibi sloganlarla.

Geçen gün gördüğüm bu tweet durumu özetliyor aslında. En ve ilk kelimelerini kullanmaya bayılıyoruz. Bunu yaparken asla araştırmıyoruz, ölçüm metotlarına bakmıyoruz. Ana haberlerde, sosyal medyadaki popüler videoların sürekli olarak “izlenme rekorları kıran” diye yayınlanması bile buna bir örnek en basitinden.

Peki Çıplak, bu iddiaları taşıyabiliyor mu?

İlk 4 bölüm itibariyle, dizinin Iphone 11 Pro Max ile çekilmesinin hiçbir önemini göremedim. Bundan sponsorluk ücreti alındıysa anlarım, onun dışında laf kalabalığı yaparak dikkat çekmek veya bunun bir genç işi olduğunu anlatmak dışında bir şeye katkısı yok bu sözün.

Yeni dizi Çıplak BluTV’de yayında

“Cesur kadın hikayesi”, dizinin en tartışmalı kısmı. Can Evrenol’un geçtiğimiz günlerde Twitter’da yaşadıkları tamamen ayrı bir yazının konusu. Çıplak özelinde baktığımızda ise cesaret “neye göre” dedirtiyor insana. Özellikle ilk iki bölüme bakıldığında durum çok kötü. Bu bölümleri “cesaret” açısından değerlendirerek izleyen birine devam etmek için bir sebep sunulmuyor. Tanıtımların eleştiri alan taraflarından biri de buydu zaten, çekim teknikleri kadını objeleştiriyor gibi duruyordu. Ana karakterimiz ilk bölümde PlayStation oynayan erkeklerin bekarlığa vedasına gidiyor; ikinci bölümde ise at kafası maskeli biriyle ilişkiye giriyor ve adamın özelliği, penisinin fazla büyük olması.

Şimdi bu gibi durumlar, fazlasıyla “erkek” bir bakış açısını gösteriyor. Ha tabii ki böyle ortamlar ve kendini at kafası maskesiyle daha iyi hisseden erkekler vardır. Ancak cesur kadın hikayesi, bunları çekmekle olmuyor. O zaman cesaretiniz Khontkar’ın Sürtüğe Bak klibiyle sınırlanıyor.

Ülke televizyonlarında izleyemeyeceğimiz sahneler yer aldığı, bolca küfür içerdiği ve baş karakter bir eskort olduğu için evet, dizi “cesur” sahneler taşıyarak piyasaya çıkmış durumda. Özellikle 4. bölümde BDSM’in ele alınmasıyla olay şaşırtıcı bir noktaya ilerliyor. Fakat işin bir de hikaye kısmı var.

Diziyi yarıladığımızı düşünürsek, hikayesel olarak pek gelişme olmadığını söyleyebilirim. Hele ki ilk iki bölümde senaryonun en dikkat çekici olayı, Eylül’ün babaannesinin “orospu karılar gibi çiğneme şu sakızı” deyişi. Ancak üçüncü bölümle birlikte olaylar farklılaşıyor ve bu “lüks – eğlenceli” eskort hayatı bir değişime uğruyor.

[Spoiler Başlıyor]

Eylül, gittiği müşterisi ile ot içiyor. (Cesaret hanesine yazarsınız belki diye söylüyorum.) Sonrasında, kendisini bağlamasına izin verdiği müşterisi, Eylül’ü istemediği şekilde bağlayıp işkence ediyor. Yalnız garip olan şu ki, bunu hemen atlatıyor. Durumun travmasını asla görmeden, Eylül’ün sahibesi olduğu bir müşteriye gittiğini görüyoruz. Kabul etmeliyim ki, ayak yalamadan idrar içmeye kadar giden bu sahne, oldukça çarpıcı. Esas çarpıcı noktası ise, Eylül’ün emirler verirken ve adama vururken aldığı haz. İşte o darbelerde Eylül’e yapılan işkencenin intikamını hissediyor olsaydık, Çıplak gerçekten “cesur bir kadın hikayesi” anlatıyor olurdu.

Bu esnada tüm olaya ikinci karakterimiz Cem’in tanıklık ediyor olduğunu unutmayalım. Kendisi Eylül’ü bağlıyken kurtarmaya da gelmişti. Böylesine etkileyici iki olay yaşayan ikili, asla etkisinde kalmayıp eve gidip sevişmeye başlayabiliyor. Yani dizi, neden-sonuç kısımlarında çok aksıyor. Sürekli telefonda sövülen eski sevgiliden eser yok. Karakterler hakkında bilgimiz az. Büyük resme baktığımızda, sadece dördüncü bölümü izleyen birinin bir şey kaybettiğini söyleyemeyeceğim.

[Spoiler Bitti]

Sonuç olarak elimizde, RTÜK’ün olduğu bir ülkede göremediğimiz seviyede bir cinsellik gösteren; ancak hikaye ve oyunculuk bazında sınıfta kalan bir iş var. Umarım Cem’in gördüğü rüya ve Eylül’le babaannesinin ilişkisi gibi olaylar geliştirilerek karakterleri daha iyi anlamamız sağlanır ilerideki bölümlerde. Yaşadıkları olayların psikolojilerini etkilediğini anlayabilirsek biraz daha “hikaye” görmüş oluruz.

Bu arada, dizinin müzik seçimleri çok iyi. Hedef yaş kitlesinin yanı sıra, atmosfere de oldukça uygun. Dışarıdan bakılınca, Iphone’la çekilen RTÜK-savar bir işte Jakuzi, Ekin Beril ve Nova Norda çalmak çok mantıklı. Keşke dizi de “güzel bir Ekin Beril klibi” olmaktan biraz uzak olsaydı.

Yazıyı sevdiyseniz, podcastimize de bekleriz: