Bir Başkadır İncelemesi

Tüketimi emek isteyen içerikler genellikle daha kaliteli olur. Beylik bir laf ettiğimin farkındayım ama filme uyarlanan kitapların okurları beni anlayacaktır diye düşünüyorum. Harry Potter filmleri çok güzeldir mesela, ama kitapları okuyanlar çoğunlukla kitapların tarafındadır. Birçok mecrada böyle bu durum. Herhangi bir Marvel filmini çok mu sevdiniz, onun temelleri çizgi romanlarda atılıyor aslında. TV dizisinde çok iyi bir oyuncu mu gördünüz, adını daha önce tiyatroda duyurmuş olması muhtemeldir. Bir Başkadır, bu tezi destekleyen işlerden. Dizinin senarist ve yönetmeni olan Berkun Oya, TV ve sinemaya işler yapsa da tiyatro ile özdeşleşmiş bir isim. Kendini geniş kitlelere Blu TV’nin ilk orijinal içeriği Masum’un senaristi olarak  tanıtmıştı, ancak dikkat etmek gereken bir nokta var ki o dizi de Oya’nın yazıp yönettiği Bayrak isimli tiyatro oyunundan uyarlamaydı zaten. Yıllardır çeşitli mecralardaki farklı işlerde ayak seslerini duyduğumuz Berkun Oya, ipleri tamamen eline aldığı bu diziyle ana sahneye çıkmayı başarıyor.

Bir Başkadır, farklı kesimlerden insanların kesiştiği bir hikaye anlatıyor. Öykü Karayel’in ustalıkla canlandırdığı başörtülü karakter Meryem’in terapiye gitmesiyle yaşanıyor ilk kesişme. Meryem’in terapisti Peri (Defne Kayalar), Gülbin’den (Tülin Özen) terapi almakta. Gülbin’le ise Meryem’in temizliğe gittiği Sinan’ın (Alican Yücesoy) ilişkisi olması ilk çemberimizi yaratıyor. Meryem’in terapide bahsettiği sorunlarından biri ise abisi (Fatih Artman) ve yengesi (Funda Eryiğit) arasında yaşananlar idi. İkinci çemberde abiyle yengenin yanı sıra o ailenin çok saygı duyduğu hoca (Settar Tanrıöğen) ve çevresi var. Burada çembere hocanın kızı rolüyle Bige Önal ve hocanın öğrencisi olarak Gökhan Yıkılkan katılıyor. Daha sonra Peri’yle arkadaş olacak olan Nesrin Cavadzade’nin canlandırdığı Melisa ve Gülbin’in kardeşlerinin (Derya Karadaş, Öner Erkan) de hikayeye katılmasıyla ortalık iyice karışıyor.

Berkun Oya, bu karışıklığı başarıyla düzenlemiş. Bunu ise toplumun farklı kesimlerindeki karakterleri bozarak yapıyor. Yargılarımızla oynayıp onları yerle bir ediyor. Gerçekten de “Bir Başkadır” benim memleketim demeye getiriyor. Bunu milliyetçi bir açıdan değil, gerçekçi bir gözle yapıyor. Terapisinden memnun kalıp bunu hocaya anlatmak istemeyen Meryem de bu memlekette, başörtüsü olduğu için Meryem’e öfke duyan beyaz Türk Peri de bu memlekette. İmamın gece kulübüne giden kızı da bu memlekette, 5 vakit namazını kılan eski komando, yeni gece kulübü bekçisi de bu memlekette. Bir Başkadır bütün bu karakterleri bir araya getirirken, hepsini önyargıların genelleyeceği noktanın dışına taşıyarak bambaşka, ama bir o kadar gerçek bir Türkiye profili çiziyor.

İzlerken bu karşılaşmaların gerçekçiliğine takılmamamızı bekliyor dizi. 21 Gram gibi, Güzel Günler Göreceğiz gibi, Aşk Tesadüfleri Sever gibi, hikayesini zaten belirli karşılaşmalar üzerinden yaratacağını en başta anlatıyor. Bu karşılaşmaların dışındaki her şey o kadar gerçek ki, buna takılmıyorsunuz bile. Nuri Bilge Ceylan’ın veya Emin Alper’in filmlerinde yakaladığı o gerçekçiliği yakalamayı başarmış Berkun Oya. Oyuncuların ve bence oyuncu yönetmenliğinin de bunda etkisi büyük.

Ecnebilerin “ensemble cast” dediği genişlikte bir oyuncu kadrosuna sahip dizi. Yukarıda ismini andığım kişilerin yanı sıra Sinan Tuzcu, Nur Sürer, Taner Birsel, Esme Madra gibi isimler de yer alıyor kadroda. Bu kadar kişiyi tek bir projeye dahil etmek büyük risktir aslında. Genellikle müzik kültüründe yer alan “tek şarkıda birçok sanatçıyı bir araya getirme” şovu, beklenen etkiyi pek yaratmaz mesela. İnsanların yeteneklerini sergileyecek alanın açılmaması bunda en önemli problemdir. Projeyi planlayanın burada alanı açması da önem teşkil ediyor tabii. Bir Başkadır, bu konuda örnek gösterilebilecek bir iş olmuş. Başından sonuna dek, 10 üzerinden 9’un aşağısında sergilenen bir performans görmüyoruz.

Öykü Karayel zaten 10’luk sistemin dışında bir oyunculuk sergiliyor. Meryem karakteri çok gerçek, şivesi gayet normal, her bir mimiği anlam taşıyor. Sahne süresinin fazlalığı sebebiyle Fatih Artman da ayrı bir övgüyü hak ediyor. Yer aldıkları süre bakımından bu iki karaktere parantez açtım ancak ne yalan söyleyeyim, kimseyi ayırmak içimden gelmiyor. Settar Tanrıöğen, hiç zorlanmadan yansıtıyor hocayı. Bige Önal gözleriyle konuşuyor adeta. Hep Yek serisi hanesine eksi olarak yazılsa da underrated olduğunu düşündüğüm Gökhan Yıkılkan bile inanılmaz oynuyor.

Defne Kayalar ile Tülin Özen, fazlasıyla dik duruşlarıyla “yıkılmaz” imajı çizerken, Peri’nin seansta ağladığı veya kapısında Meryem’le karşılaştığı sahnede ve Gülbin’in ailesiyle tartışırkenki anlarda öylesine gerçekçi değişimler geçiriyorlar ki, oyunculuklarına hayran oluyorsunuz. O ana kadarki tutumlarını kırıp duygularını dışavurdukları bu sahnelerin gerçekçi hissettirmesini ise Berkun Oya’nın kalemine borçluyuz. Tüm bu karmayı 8 bölüm boyunca kontrol etmek de Oya’nın başarısı.

Bu kadroda süreleri ayarlamak da önemli bir iş. Öner Erkan’ın kısıtlı zamanda sergilediği performansı çok değerli buluyorum mesela. Kendisi bir serebral palsi hastasını başarıyla canlandırdı ve bölümün ana yükü onun omuzlarında değilken yaptı bunu. Oysa biz engelli birey rolünde devleşip hikayeyi taşıyan oyuncu izlemeye alışkınız. Bu algıyı bile kırıyor Bir Başkadır.

Algıları kırarken aslında özümüzden kopmuyor dizi. Gerek jenerikte kullanılan fontlarda, gerek aralarda görülen şehir çekimlerinde aslında özümüzü gösteriyor bize. Çanak antenlerle dolu apartman çekiminde ne kadar etkilendiğimi anlatamam. Anadolu böyle bir coğrafya. Batıya dönük bir zihniyette büyüyen bir arkadaşım, yerli komedi filmlerine uzak durduğunu söylemişti bana. Aile Arasında filminin geleneksel ile modern iki aileyi bir araya getirmesi beni heyecanlandırırken onu etkilemiyordu mesela. Fi gibi dizilerdeki hayat onu heyecanlandırıyordu. İşte Bir Başkadır, bu algının karşısında duran bir iş. Jeneriklerinde bile Batılı müziğe Türkçe sözler yazan Ferdi Özbeğen’i barındırıyor.

Jenerikler demişken, Netflix bünyesinde yapılan bu devrimi kutlamasak mı sevgili okurlar? Jeneriklerde kah imamla kızı TV izliyor, kah Derya Baykal’ın çağrısıyla Ferdi Özbeğen geliyor, kah İstanbul görüntüleri yayınlanıyor. Bu bahsettiğim akışın üzerinde yapımda emeği geçenlerin isimleri yazıyor. Jeneriklere önem ve değer veren biri olarak, Netflix mi geçmek istememiş bu jenerikleri yoksa “Jeneriği Atla” butonunu alt etmek için Berkun Oya mı böyle bir yöntem benimsemiş anlayamadım. Ancak şunu diyebilirim ki her bölüm sonunda okunmayı hak eden bir kadro vardı ve Bir Başkadır bunu okutmayı başarmış. Bölümlerin ağırlığı sebebiyle de bir durup soluklanma açısından jenerikler başarılı olmuş. Evet, nefes almadan binge-watchlanabilecek bir dizi değil bu bence.

Oyuncuların dışında teknik kadronun da alkışlanması gerektiğini düşünüyorum. Böyle muazzam bir iş çıkarmak için sadece temel parçaların kaliteli olmasının yeterli olmadığını kanıtlıyorlar adeta. Filmin müziklerini yapan Cem Yılmazer mesela, Berkun Oya’nın Bayrak oyununun ışıkçısıymış zamanında. Alice Müzikali’nde de çalışan ve 2017’de iki farklı tiyatro oyunuyla hem ışık hem sahne tasarımı ödüllerini alan Yılmazer, aynı zamanda Büyük Ev Ablukada’nın üyelerinden. Bu bilgiyi öğrenince dizinin müziklerinin neden bu kadar iyi olduğunu anlıyorsunuz. Kurgu da öyle. İki farklı terapi seansının birlikte işlendiği kurguyu çok dinamik ve yaratıcı mı buldunuz? Karşınızda Ali Aga. Eksik, 7Yüz, Şahsiyet, Aidiyet ve Nasipse Adayız gibi işlerin kurgusunu yapmış. Şimdi müthiş bir unvan var elinde: Türkiye’de dijitale yapılmış en iyi iki işin kurgucusu olmak.

Teknik ekibin geçmişine gitmişken aynısını Berkun Oya için de yapmak isterim. Böyle yetenekli bir insanın yine kendisi gibi yeteneklerle sürekli bir arada olmasının meyvesini izledik çünkü. Öykü Karayel’le 10 sene önceki ödüllü Güzel Şeyler Bizim Tarafta oyununda bir araya gelmişler, Karayel de ödüller almış hatta. Tülin Özen de o oyunun kadrosunda. (Tülin Özen’in yakın zamanlardaki iki dizide birden terapist rolünde olmasına da dikkat çekmek lazım diye düşünüyorum.) Yine aynı oyunda yer alan Bartu Küçükçağlayan, Bayrak’ta ve Masum’da da oynuyor. Tiyatroda iyi anlaştığı kişileri televizyona taşımayı seviyor Oya. Bayrak’ın orijinal kadrosundaki Ali Atay, Okan Yalabık ve Küçükçağlayan, Masum’da da yer alıyor. Bayrak ile ödül alan Canan Ergüder yok maalesef Masum kadrosunda. Ama 2010’da birlikte çalıştığı Tülin Özen var mesela. Ufak bir Wikipedia araştırması gösteriyor ki Bir Başkadır’da yer alan Öner Erkan, Defne Kayalar ve Özge Özel de 2012’deki Babamın Cesetleri oyununda çalışmış Oya ile. Tüm bu oyunları sergileyen Krek Tiyatro Topluluğu‘nu ise Oya ile Ali Atay’ın kurduğunu da belirtmek lazım. Atay, Oya’nın ilk uzun metrajlı filmi İyi Seneler Londra’nın da oyuncu kadrosunda.

İşte tüm bu deneyim bir araya gelerek Bir Başkadır’da kendini gösteriyor. Komple bir iş Bir Başkadır. Senaryoda yer yer tökezleyen Masum’u her türlü geçerken, şu ana kadar yapılmış en iyi yerli dizilerden biri olduğunu düşündüğüm Şahsiyet’i de bu bütünlüğü ile alt ediyor. Kanımca Şahsiyet’in görüntü yönetimi ve konusu daha enteresan ve başarılı ancak, Bir Başkadır’ın eksiksizliği bu ilginçliğin önüne geçiyor.  

En önemli başarılarından biri de bu Bir Başkadır’ın. Oya’nın dijitale ilk işi Masum polisiyeydi, sürükleyicilik için yeterli ögelere sahipti yani. Keza Şahsiyet ile BluTV’nin Masum’dan sonra en beğendiğim işi Yarım Kalan Aşklar da öyle. Bir Başkadır ise karakterlerin psikolojileri ve diyalogları üzerine kurulan, asla “lan ne olacak şimdi sonraki bölümde” dedirtmeden sonraki bölümü izletebilen bir dizi. Bu dediklerime rağmen elbette bir temposu var ve geri kalan her şey gibi iyi ayarlanmış.

İlk bölümde terapiye uzun süre ayırarak karakterleri tanımamızı ve atmosfere giriş yapmamızı sağlayan dizi, bunu 3 bölümdür yaptığını sanan Saygı dizisine bir ders veriyor adeta. Sonrasında ise temposu artıyor dizinin. Oldukça ilginç gelen cross-terapi sahneleri tam tahmin edilebilir hale gelmişken bırakıyor o sahneleri. Şimdi Peri ile Gülbin karşılaşacak dediğimizde karşılaşmıyorlar ve Gülbin’in kardeşini öğreniyoruz bu sefer. Daha sonra tecavüzcüde de şaşırtıyor. Bu şaşırtmalar hiç durmuyor, finalde de hocanın başını açan kızının evlatlık olduğunu öğreniyoruz. Her biri plot twist gibi duran bu anlar, aslında her seferinde gerçekleri daha da gösteriyor. Bu gerçekliğin içinde Fatih Artman ilk kez ağlarken, hoca hiç tanımadığı birine Bige’den “evlat işte” diye bahsederken sizin de gözünüz doluyor. Funda Eryiğit’in aniden kafasını araba camına çarpması gibi şoke edici anların yanı sıra duygulandırmayı da başarıyor Bir Başkadır. Şaşırtıyor, ağlatıyor ve güldürüyor da aynı zamanda. Civan sazını getirdiğinde, Meryem Masum’da Haluk Bilginer’in arabayı durdurup müzik açıp oynamaya başladığı sahneye benzer bir şekilde oynamaya başladığında gülümsetiyor. Bütün bunlarda bir Babam ve Oğlum “gitme diyeydim” sahnesi hissiyatı var. Dramın yoğunlaştığı anlarda komedi katılmış diziye.

Diyaloglar üzerine kurulmuş demişken, yine Oya’nın tiyatro kökenine geliyoruz aslında. Çünkü sahneler biraz o şekilde tasarlanmış. Uzaktan yapılan çekimler, karakterlere göre değişen sinematografi vs. elbette Oya’nın sinemaya yönelik yaratıcı unsurlar kattığını gösteriyor ancak birebir sahnelerde dekorlara verilen aşırı önem ve titizlikle yazılmış diyaloglar bir tiyatrocunun dokunuşunu fark ettiriyor. Bütün bunlarla birlikte karakterler gerçeğe bürünüyor zaten. 

Gerçek demişken, dizinin en fazla sorgulanan ve Twitter’ı yıkan unsuruna uğramadan geçemeyeceğim. Heyecanla başladığım övgü yazıma devam etme isteğimi kıran bir gündem oluşturdu dizi internette. Bunu Netflix’in bile beklemediğinden çok eminim. Şahsen “Berkun Oya, Netflix’e yeni bir dizi yapıyor” haberi okumuş, haberi unutuyorken dizinin fragmanı ile karşılaşıp özellikle de oyuncu kadrosunu görünce heyecanlanmıştım. Bu esnada Netflix’in ekstra bir duyuru yapma çabası bile yoktu. Yanılmıyorsam da sadece Kaan Karsan ile Utku Ögetürk’ün yorumlarını okuyup başladım diziye. Kendi gerçekliği içerisinde, bence “temsiller üstü” bir anlatı kuran dizi, ne olduysa insanların “Zaten sinemada böyle işler yapıyoruz, abartmayın,” veya “Böyle şey mi olur, Peri neden ülkesine geri dönmüş,” gibi yorumların arasında ezildi kaldı. “Birbirimizi dinleyelim,” diyerek Türkiye mozaiğine bakış atan dizi, bizi gerçekten bu noktadan vurdu. Dizide anlatım biçimini sürekli olarak birbirine bir şeyler anlatan insanlar üzerinden kuran Oya, izleyicilerin de bunu Twitter’a yapmasını sağladı.

Açıkçası dizinin kendi gerçekliği içerisinde ayaklarının yere çok sağlam bastığını düşünüyorum. Dediğim gibi sahne tasarımından oyunculuğa kadar birçok etmen var bu gerçeklikte. E tabii ki bu gerçeklik, post-modern imamdan AKP sonrası zenginleşen muhafazakar Kürt’e değin birçok ögesini şu anda içinde bulunduğumuz gerçeklikten alıyor. “Yeni Türkiye” diyebileceğimiz bu gerçekliğin oluştuğu süreci de hatırlatıyor. Bazen Ferdi Özbeğen’le yapıyor bunu bazen Peri’nin ebeveynleriyle.

Önyargıları kıran karakter seçimleri yapan Oya’nın, genelleme yapmadığı savunulabilir kolayca. Evet, şu anki Türkiye’den temsiller burada yer alıyor ancak tarafsız (dolayısıyla gerçekçi) bakış açısı ile didaktiklikten uzak durulmaya çalışılıyor. Sanıyorum ki en fazla Gülbin’in “aslında kendi kafasında çuval var” sözünü duyuyoruz. Bu da gayet Gülbin karakterine uyan bir cümle mesela. O yüzden olayı “Berkun Oya, HalkTV izleyenler başörtülülerden nefret eder” seviyesinden, “Peri’nin yüzü Batı’ya dönük ulusalcı ailesi, laiklik elden gidecek diye türbandan hep korktu” şeklinde bir yoruma indirgemek gerekiyor. Bu şekilde yorumlandığında dizi bence temsillere karşı objektif durup kendi gerçekçi karakterlerini yaratıyor ve sarsılan otoriteler, iletişim sıkıntıları, birbirine saygı duyma gibi konularda bir şeyler söylemeye çalışıyor.

Bu tartışmaların bazı noktaları gölgede bırakma tehlikesi var. TuzBiber Standup’ta yer alan Mücbir Muhabir Özge Özel’in Gülbin’in sekreteri olduğunun farkında mıyız örneğin? Ensemble cast’in devasalığını bir kez daha hatırlatan bir gerçek bu. Cennet hurması metaforu keza. Normal yerli dizilerin travmatize edeceği tecavüz sahnesini, cennet hurması metaforuyla yansıtmayı tercih ediyor Bir Başkadır. Sonra da gidiyor tecavüzcünün pişmanlığını ve yeni hayatını gösteriyor. Bu kargaşada objektifliğini koruyabilmesi inanılmaz bence.

Böylesi bir karmaşa içeren Türkiye portresini en son Zülfü Livaneli’nin Mutluluk romanında görmüştüm. Ne kadar tarafsızdı roman, karakterler ne kadar karikatürizeydi hatırlamıyorum ancak Nuri Bilge, Zülfü Livaneli, Ferdi Özbeğen ve Çağan Irmak’a atıfta bulunduran bir inceleme yazdırması neden bu kadar soluksuzca Bir Başkadır övdüğümü açıklıyor bence.

Ezcümle görüntü yönetiminden sahne tasarımına, müzikten kurguya tüm teknik alanlarda kusursuz; karakter sayısının fazlalığına rağmen hepsini yeterince gösterip kafa karışıklığına mahal vermeyen; karakterleri canlandıran bir dolu yeteneğin inanılmaz ötesi yönetildiği; bitiş jeneriğindeki minik dokunuşlarla bile kalitesini hissettirebilen muazzam bir dizi Bir Başkadır. Festival filmlerimizdeki yeteneğin dizi sektörüne aktarılabileceğini gösteren, birçok farklı noktadan okumasının yapılabileceği, sırf internette yarattığı infial sebebiyle bile bütün övgüleri hak eden bir Berkun Oya harikası. Gelişi 1 ay önceden bangır bangır duyurulan ve tonlarca para dökülen Hakan: Muhafız ve Atiye gibilerinin yanında ülkemizin gerçek potansiyelini yansıtan, az lafla çok iş yapan, pürüzsüz, tarafsız bir başyapıt.

Yazıyı sevdiyseniz, diziyi farklı açılardan ele alarak yaptığımız muhabbete bekleriz:

Dizi ile birlikte oluşan yorum cümbüşünde en beğendiklerimi şöyle iliştiriyorum: