Neyse Siyasi Yazmayalım Şimdi #1: CHP Sağa Mı Kayıyor?

An itibariyle Twitter gündeminde “Ekmeleddin” kelimesi var. Çünkü CHP lideri Kılıçdaroğlu, Ekmeleddin Bey cumhurbaşkanı seçilseydi Ortadoğu’da bu kriz olmazdı demiş. Başta Ekmeleddin’e duyurulduğundan beri tepkili olan kemik CHP kitlesi olmak üzere, Twitter’da lincine başlandı kendisinin.

Bu arada röportajın ana başlıklarından birisi de Abdullah Gül. Kendisini cumhurbaşkanı adayı yapacak mısınız sorusuna bize öyle bir şey gelmedi şeklinde yuvarlak bir cevap veriyor Kılıçdaroğlu. E bir yandan da biliyoruz ki Muharrem İnce, Meral Hanım beni istemese Abdullah Gül aday olacaktı demişti. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu da MHP’in önerdiğini biliyoruz. Sonrasında MHP’den milletvekili oldu kendisi zaten. Dolayısıyla, “nedir bu siyasal İslam sevdası,” şeklinde linç giderek büyüyor.

Şahsen, Kılıçdaroğlu’nun ne yapmak istediğini anladığımı düşünüyorum bütün siyasi hayatı boyunca. Buna gelmeden önce ama, röportajda büyük bir hata yaptığını söylemeliyim. Ayasofya’dır, Atatürk’e hakarettir, İnce’nin hareketidir derken çok sessiz kalan Kılıçdaroğlu; böyle bir röportajla değil bir basın toplantısıyla konuşmalıydı bence. Çünkü bu röportaj en fazla Twitter’da ses getirir, bu da kendisi için iyi olmayacak gibi görünüyor.

Röportajda kullandığı cümleler çok sıkıntılı. Birçok kritik noktada yuvarlak konuşuyor. Konu İhsanoğlu’na gelince, keşke seçilseydi deyip biraz da kendisini övüyor:

Bugün Ekmeleddin Bey cumhurbaşkanı olsaydı Ortadoğu’da bu felaket olmazdı İpek Hanım. Ekmeleddin Bey, Türkiye’nin yetiştirdiği ender bilim insanlarından biridir. Başka ülkelerin, adına uluslararası yarışma düzenlediği, ödül verdiği bilim insanımızdır ama yeteri kadar anlatamadık. Önyargılarımız vardı, vesaire. Dünya görüşüne katılırsınız, katılmazsınız ama Ekmeleddin Bey’in saygınlığı konusunda bugün de bir endişem yoktur.

Şimdi, yıllardır siyaset yapan bir insanın, özellikle de yazılı bir röportajda röportajın tamamının okunmayacağını, belli bir kısmının kesilip gündem olacağını bilmesi gerekiyor. “Açıklama” yapacağım diye verilen bir röportaj, üstüne üstlük yeniden açıklama gerektiren bir hale geldi şu an!

Neden açıklama diyorum, çünkü hep eleştirilen liderlik özelliklerini beğenmesem de, hitabet ve açıklama konusunda -hele ki bugün gibi- bolca hatası olduğunu bilsem de, Kılıçdaroğlu’nun hedeflediği siyaseti anlayabildiğimi düşünüyorum.

Linç yeleklerimi giydim, başlıyoruz

Öncelikle belirteyim, evet, CHP sağa kayıyor. Baykal döneminden beri belli yüzdeye sabitlenen CHP, herhangi bir yere kayarak bu açığı kapatmalı. Kılıçdaroğlu bunu, sakin ve uzlaşmacı tavrıyla çözmeye çalışıyor. Bu tavır ile de farklı kesimlerle işbirliğine gitmek durumunda kalıyor.

Bu kesimler muhafazakar kesimler olduğunda, özellikle oy bölmemek için CHP’yi destekleyen aşırı soldan büyük tepkiler geldi. Ancak HDP’nin yükselişiyle burada bir değişim oluştu. Açıkçası oyları yüzdesel olarak toplandığında pek yüksek olmayan aşırı sol, HDP’yi desteklemeye başladı. Devamlı olarak baraj altında kalmama mücadelesi veren bir parti için önemli bir destekti bu. Bu destekle birlikte bence CHP’nin sağa kayması çok daha önemli hala geldi, çünkü kabul edelim, muhafazakar bir ülkede yaşıyoruz.

AKP’nin yüzde 40’ın altına düşmediği, milliyetçi çizgide ilerleyen iki partinin toplamlarının yüzde 20’yi bulduğu bir ülkedeyiz. Atatürk CHP’si iktidarı bittiğinden beri, koalisyonlar haricinde sol partiler doğru düzgün yönetime gelemiyor. O yüzden Kılıçdaroğlu uzlaşmak zorunda. O yüzden Kılıçdaroğlu, saldırgan siyasetin yanında değil. Linçlerden kaçıyor, cesur hareketlerde bulunamıyor. Açıkçası bunu CHP adına mantıklı bulma sebeplerimden biri de, cesur hareketlerin sandıkta sonuç getirmemesi.

Cumhuriyet Mitingleri önemliydi, birçok insan bir araya geldi. Adalet Yürüyüşü önemliydi, sessiz sakin siyaset yapmakla eleştirilen CHP, büyük bir eylem gerçekleştiriyordu. Muharrem İnce önemliydi, çok fazla miting yaptı, CHP’den umudu kesen kitlelere umut verdi. Ancak açıkçası, bu tarz hareketler kemik CHP seçmeninin üzerine pek fazlasını eklemiyor. Mesela İnce’yi dürüstçe, objektif bir şekilde ele alalım. Ulusalcı damarı kaşıdı, hazır cevap davrandı, CHP’lilerin duymak istediklerini söyledi, Erdoğan haricinde kimseyi gücendirmedi. E açıkçası, bunun oy potansiyelini de gördük.

Peki kim bu oy potansiyelini aşabildi? Yıllardır Meclis’te çıkışlarıyla ünlenen İnce değil de, adını aday olduktan duyduğumuz Ekrem İmamoğlu. Ve İmamoğlu, tam olarak Kılıçdaroğlu’nun istediği siyaseti yapıyor. Sakin ve tatlı dille derdini anlatıyor, tüm kesimleri kucaklamak istiyor, İnce kadar sert de konuşmuyor. Belediye başkanı adayı olduğu için de sırıtmıyor bu hareketler aslında. Kitleleri coşturma yeteneği de var, hakkı yenince sinirlenip hırslanışı da.

İşte onu İstanbul’a aday yapıp arkasına yaslanan da, İYİ Parti ve Saadet Partisi ile ittifak kuran da, MHP’nin İslam Dünyası’nda adından söz ettiren ülkücü adayı İhsanoğlu’nu kabul eden de aynı kişi: Kemal Kılıçdaroğlu.

Bulunduğumuz coğrafyada, gördüğümüz siyasette, bu adımlar fazla “iyimser” kalıyor, kabul ediyorum. Ancak ideolojisinin öcü olmadığını göstermesi için, iş birlikleri yapması gerektiğini de düşünüyorum kendisinin. Bunlarda fazla ileriye gidiyor mu? Kesinlikle evet.

Nasıl hâlâ?!

İhsanoğlu, İslamcı görünüşü ve muhafazakarlığıyla, kesinlikle CHP seçmeninin sempatisini kazanabilecek bir aday değildi. İnsanlar “elimiz nasıl gitti o adama ya,” diye yakınmaya devam ediyorlar. Bu ortamda bile onu savunmaya devam edebilmesi gerçekten çok enteresan. Çünkü biliyorum ki yukarıda bahsettiğim gibi düşünen insanların sayısı çok az.

Buna rağmen, o dönemde nasıl Abdullah Gül düşünülebildi, hâlâ daha nasıl ismi zikredilebiliyor anlamıyorum. Kanımca, Erdoğan’ın karşısına zamanında kendisiyle çalışmış birilerinin çıkıp başarılı olması çok zor. Muhafazakar kesimden oy alayım, AKP’den oy geçsin tarafıma diye uğraşırken kendi kitleni küstürüp daha başarısız olma riski, büyük bir kumar. (Oradan gelen oyların da CHP’ye değil MHP ve İYİ’ye kaydığını önceki seçimde deneyimledik.) Ki yani adı geçen isimler, şu anda yeni partilerini de kuran kişiler, Erdoğan’la birlikte çalışırken sesleri hiç çıkmayan, görevleri bittikten sonra da memnuniyetsizliklerini yarım ağızla dile getiren insanlar. Erdoğan, tek başına o kadar kuvvetli bir figür ki, AKP içerisinde güçlü görünen figürleri hiç düşünmeden silip, yara almadan yoluna devam etti hep.

O yüzden, kendisini anlayabilmekle beraber, bunu seçmenlerine anlatması gerektiğine inanıyorum. İmamoğlu seçilirken de, İnce’nin kampanyasında da bu kişileri destekleyenler anladılar ki, birlik beraberlik olmadan bir başarı gelmeyecek. Gezi ruhu gibi, herkesin daha anlayışlı ve uzlaşmacı olması gereken bir durumdayız. Ama bu uzlaşmayı sağlayacak kişi, kesinlikle Abdullah Gül gibi isimler olmamalı, artık gündem daha fazla meşgul edilmemeli.