Koronavirüs Günceleri #1

Salgın patlak verdiğinden beri korona üzerine çok fazla okuma yapıyorum. Artık bunları paylaşmam gerektiğini hissettiğim bir andayım. O yüzden öncelikle şunu netleştirelim, şu anda mücadele ettiğimiz pandemi Sars-CoV-2 virüsüne karşı olup; virüsü kapan kişiler de Covid-19 hastalığını geçirmektediler. Başlıkta popüler tanım olan koronavirüs kelimesini kullansam da, yazı içinde daha çok Covid diyebilirim haberiniz olsun.

Aklımdaki ilk yazı fikri normalleşme üzerineydi. İnsanların bunaldığı, rakamların tersini gösterdiği bir zamandaydık ve hükumetin normalleşme söylemleri ile halkı rahatlatmasından çok korkuyordum. Onları geçtik. Verilere inanalım, inanmayalım, salgın belli bir noktada sabitlenmiş durumda. “Koronavirüsle yaşamaya alışmalıyız” çağrılarına bile alıştık. Peki durum gerçekten öyle mi? Ben hiç sanmıyorum.

Mesela bir şeyi kabul etmeliyiz: gençler de ölebiliyor. Covid partisine katıldığında bu durum daha ironikleşiyor tabii ki. İşte bahsettiğim normalleşme, alışkanlık, “genciz bir şey olmaz” kafası buna yol açabiliyor. Ha bu case’te daha kötü bir durum var, direkt olarak virüse inanmayan 30 yaşındaki biri, korona partisine katıldıktan sonra hayatını kaybetmiş:

http://www.diken.com.tr/virus-yalan-diyerek-corona-partisine-katilan-adam-covid-19dan-oldu/

Şimdi tabii durum bundan daha ciddi. Ülkemize yaz geldi, salgın bu esnada gitti güney yarım küreyi vurdu. Güney Amerika, Avrupa’dan sonra salgının yeni merkezi haline geldi derken, ABD de her gün rekor vaka sayıları duyurmaya devam ediyor. Durum ciddi arkadaşlar, mesela şu habere bakalım:

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-53320580

Daha önce de duymuştuk, Çin ve Almanya önlemleri azalttıktan sonra arttırmıştı. Aynısı şimdi Melbourne’de yaşanıyor, hem de 6 haftalığına. Almanya’da maske zorunluluğunun olmamasını “onlar bilinçli abi” diye karşılayanlara müjde, Avustralya Victoria Eyaleti Başbakanı Daniel Andrews “bir tür rehavete kapıldıklarını” kabul ediyor. Virüs her yerde rehavet yaratabiliyor ve hiçbir yerde affetmiyor.

Zaten biliyoruz ki bizdeki rehavet bize özgü. Burada kontrol altına almış gibi görüyor olsak bile, bize uçuşlarını başlatmayan veya bizi güvenliler arasında listelemeyen ülkeler durumun dışarıdan nasıl göründüğünü çok iyi açıklıyor.

Şahsen sonbaharda viral enfeksiyonların artışıyla beraber beklediğimiz ikinci dalganın yanı sıra beni daha çok korkutan bir şey var: Hava yoluyla bulaşma. Evet, damlacık da yeterince korkutucu. Ne kadar açık havada kalsak, ne kadar çok maske taksak da bir market reyonuna bırakılan damlacığın gözümüze girme ihtimali hala var.

Maske takmak demişken, toksik masküliniteye bir selam verelim. Ne alaka demeyin, aşağıdaki görsele bakın ve aklınıza şu cümle gelsin: “Ben kendime güveniyorum güzelim.”

Doğum kontrolü anlatmanın zor olduğu bir kitle, kontrollü normale de benzer yaklaşıyor tabii diyor ve hava ile bulaşma meselesine dönüyoruz. Uzun süredir tartışılan bir şeydi zaten, hep şüphe ediliyordu. Hava ile olmasa bile konuşurken de bulaşıyordu, bağırdıkça damlacıklarımız daha uzaklara erişiyordu. Ama havada durum değişiyor. Bu konuda yine BBC’de fazlasıyla aydınlatıcı bir makale bulunuyor. Buna vakti olmayanları şu görsele alalım:

bulaşma

Yani, hiçbir şey bilmiyoruz arkadaşlar. Hiçbir şey bilmiyoruz, virüs sürekli değişiyor, enfekte olan bir asemptomatik taşıyıcının virüsü alıp klima ile onlarca kişiye yayabilecek güce sahip. MERS’te görülmüştü bu, ishal olan biri dairesinde tuvalete girmişti ve tuvaletteki havalandırma sağ olsun virüs bütün SİTEYE yayılmıştı. Yani bilgimizin yanı sıra önlemlerimiz de yetersiz. Evet, pesimistim, çünkü normalleşmeye ve yaz aylarına boyun eğmemek, geleceğe karşı realist olmak gerektiğini düşünüyorum ve aşağıdaki haber ile veda ediyorum:

https://www.milliyet.com.tr/dunya/asansore-bindi-71-kisiye-koronavirus-bulastirdi-6259418