cumartesiertesi: Pazar Okuması Diye Bi’ Şey Vardı

Üretmek, çok önemli. Şahsen ürettikçe daha iyi hissediyorum, üretenleri gördükçe mutlu oluyorum. Nil Karaibrahimgil’lik yapmak istemem, ama karantinada imkanı olanların üretimini artırdığı bir gerçek. “Ne yetenekli insanlarımız var” diyebileceğimiz girişimler gördük. Cumartesiertesi de bunlardan biri.

Cumartesiertesi, yayın platformu olarak Instagram’ı seçen bir dijital dergi. Ata Sözütok, Cansu Baydar ve Vardal Caniş tarafından hazırlanıyor. Her pazar 8 başlık altında, 8 kişinin yazılarına yer veriliyor. “Kaydırmalı post” olarak tasarlanan yazılar, harika illüstrasyonlarla sunuluyor. Her şeyi geçtim, sırf illüstrasyonlara bakmak için bile bir göz atmalısınız hesaba.

Bu tasarım şekli, dergi hissiyatını iyice artırmış. Zaten hem isimle, hem tasarımla amaçlanan şey bu bence. Eskiyi hatırlatmak. Günlerin farkına varmamızı sağlamak. Karantina sürecinde, günlerin hiçbir anlam ifade etmediği bir zamanda başladı cumartesiertesi. Ancak ben ilk okuduğumda “pazar” hissiyatıyla ayrıldım dergiden. Uzun pazar kahvaltısının ardından koltuğa yayılıp okunan bir pazar eki kıvamındaydı. İşte dedim, benim gibi hissedenler var ve bu birliktelikle normalleşebiliriz ancak.

cumartesiertesi

Öte yandan, tam tersini de ifade ediyor olabilir bu yeni yaratılan gün. Cumartesi ile pazar arasındaki bir sıkışmışlık, tıpkı karantinanın sonsuzluğu ve belirsizliği gibi. Yazılar da genel olarak bu yönde aslında.

Yazar seçimleri, anladığım kadarıyla, fikir ve emek sahibi üçlünün çevresine odaklanıyor. Reklam – sanat – müzik camiasından tanıyabileceğiniz isimlerin de olduğu bir liste bu. Ve açıkçası, belli bir sosyoekonomik düzeyin üzerinde bulunan, “tuzu kuru” görünen insanların psikolojilerine inmesi bence cumartesiertesinin en çarpıcı yanı.

“Pandemi, din – dil – ırk – ekonomik durum fark etmeksizin hepimizin eşit olduğunu gösterdi,” romantizmine girmeyeceğim. Herkes biliyor ki pandemiyi penceresiz bodrum katında yaşayan ile kasaba büyüklüğündeki malikanesinde yaşayanın durumu eşit değil. Fabrikaya gitmek zorunda kalan işçi ile dijitale iş yapan hatta işi artan patronun durumu bir değil. Ancak psikolojik sıkıntılar da bunlarla ölçülebilecek şeyler değil. Cumartesiertesi gösteriyor ki, herkes benzer sıkıntıları yaşıyor; Hazar Ergüçlü mesela.

Terapistim bana “kimsenin çılgınca kendini geliştirdiği yok, herkes malak gibi yattı” demişti. Tabii ki istisnalar vardır; ancak aslında buradan öğrendiğim şuydu: kimse sosyal medyada göründüğü gibi değil. Karantinayı aşırı verimli geçirdiğini gösterenlere aldanmamalı ve günlerin öylece geçip gitmiş olmasının, şu süreçte, normal olduğunu kabul etmeliyiz. Cumartesiertesi bunu böyle kabul edenleri, içini dökmek isteyenleri, karantinada çiziktirdiklerini paylaşma hevesi olanları konuk ediyor. Tek dileği hayatın durması olan senarist Selcan Özgür’ün hayatla beraber kaleminin duruşunu da okuyabiliyoruz, oyuncu Selin Şekerci’nin ikinci dalga gelmeden alabora oluşuna da tanıklık edebiliyoruz.

Pandemi, eve sıkışma, ekonomik belirsizlik, psikolojik sıkıntılar… Hepsi geçecek, üretmek ve dayanışmak da buna eşlik edecek. Üretmekle başladık, üretmekle bitirelim. Derginin ilk sayısında da yazmış olan Mine Özgüle, pandemide üretebildi ve ilk single’ını çıkardı. Öyleyse yaşı ve pandemide yaşadıklarıyla Cumartesiertesi’nin şahsen favori yazısını yazan Mine’nin şarkısıyla veda edelim.